TÜRKİYE’NİN DEPREM GERÇEĞİ

DEPREM NEDİR? NASIL OLUŞUR?

Dr. Bülent ÖZMEN

Gazi Üniversitesi Deprem Mühendisliği Uygulama ve Araştırma Merkezi
bulentozmen@gazi.edu.tr

 

Aslında ülkemiz gündeminden hiç çıkmaması gereken deprem sinsi yüzünü 23 Ekim 2011 tarihinde meydana gelen ve büyüklüğü Mw:7,2 olan Erciş-Van ve 9 Kasım 2011 tarihinde meydana gelen ve büyüklüğü Mw: 5,6 olan Edremit-Van depremleriyle bir kez daha göstermiş ve ülke gündemine yeniden oturmuştur. Yüzlerce vatandaşımızın hayatını kaybetmesine, binlerce vatandaşımızın yaralanmasına, on binlerce konutun yıkılmasına, sosyal, toplumsal, çevresel ve psikolojik birçok hasara neden olarak “yeter artık, ülkeniz deprem tehlikesi altında, siz deprem riski altındasınız, uyanın ve gerekenleri yapın!” diye haykırmış, 1999 yılında meydana gelen ve çok büyük yıkımlara neden olan 17 Ağustos İzmit Körfezi ve 12 Kasım Düzce depremlerinden yeterli dersi çıkarmadığımız gerçeğini bir kez daha en acımasız şekilde göstermiştir. Unutmayın deprem unutulduğu an gelir.

Bu nedenle biz de ülkemizin bir gerçeği olan deprem hakkında kısa ve öz bilgiler vermeye çalışarak konunun daha iyi anlaşılmasına yardımcı olmaya çalışacağız. Yeryuvarı yani dünyamız çekirdek, manto ve yerkabuğu olmak üzere üç katmandan meydana gelir. Yeryuvarı en dışta yer alır ve kalınlığı 6 ila 90 km arasında değişen soğuk ve hareketli levhalardan oluşur. Yerkabuğunun hemen altında manto yer alır ve çekirdeğe kadar uzanır. 2900 km kalınlığa sahip olan mantonun çekirdeğe yakın kısımlarında sıcaklık 4000 0C iken yerkabuğuna yakın yerlerde 1000 0C ye kadar düşer. İşte bu sıcaklık farkından dolayı yani ısınan/ergiyen malzemenin yukarı çıkmak soğuyan malzemenin aşağıya inmek istemesinden dolayı konveksiyon akımı dediğimiz akımlar ve bu akımlar nedeniyle de aşağı-yukarı, yukarı-aşağı olacak şekilde sürekli bir döngü oluşur. Bu döngü mantonun üstünde yer alan ve üzerinde yaşadığımız yer kabuğunun devamlı olarak hareket halinde olmasına neden olur. Değişik büyüklüklerde levhalardan oluşan yer kabuğunda hareket bazen levhaların birbirinden uzaklaşması, bazen birbirine yaklaşarak çarpışması, bazen de yanal yönde birbirinden uzaklaşması şeklinde olmaktadır. Ülkemiz, güneyde kuzey ve kuzeybatıya hareket eden Afrika ve Arabistan levhaları ile kuzeydeki Avrasya levhası arasında bulunmakta, bu levhaların sıkıştırması nedeniyle batıya doğru hareket etmeye zorlanmaktadır. Bu zorlanmaya bağlı olarak ülkemizde çok sayıda aktif fay meydana gelmiştir. Bu fayların en önemlileri Kuzey Anadolu fay zonu, Doğu Anadolu fay zonu, Güney Doğu Anadolu Bindirmesi ve Ege Graben Sistemidir.

Yerkabuğunu oluşturan levhaların yavaş hareketleri sonucu oluşan çekme-basınç-burulma-makaslama vb. gibi gerilmeler etkisiyle kabuğun bazı bölümlerinde yüzyıllar boyunca enerji birikir, biriken bu enerji kayaların kırılma direncinin en zayıf olduğu yerde meydana gelen kırılmalarla aniden boşalır ve dalgalar halinde yayılır. Yerkabuğu içindeki kırılmalar nedeniyle ani olarak ortaya çıkan titreşimlerin dalgalar halinde yayılarak geçtikleri ortamları ve yeryüzünü sarsmasına deprem nedir. Birikmiş enerjinin tümü ana şok dediğimiz depremle boşalmaz. Bir kısmı da büyük depremin ardından aynı bölgede aynı fay üzerinde meydana gelen daha küçük depremlerle boşalır ve bunlar artçı deprem diye isimlendirilir. Ana şokun öncesinde meydana gelen depremlere ise öncü deprem denir. Önceleri yoğun olan artçı sarsıntıların sayısı zaman içinde gittikçe azalır. Bu azalma depremin büyüklüğüne bağlı olarak haftalar, aylar ve bazen yıllar sürebilir.

Herhangi bir yerde oluşan depremi tanımlamak için oluş zamanını, odak noktasını, üst merkez yerini (episantır) ve büyüklüğünü bilmek gerekir. Sismograf denilen aletlerle kaydedilen deprem kayıtlarından ve dalga hızlarından yararlanarak bu parametreler bulunur. Depremi oluşturan ilk kırılmanın başladığı yere odak noktası, bu noktanın yeryüzüne çıktığı en yakın uzaklığa da odak derinliği denir. Üst merkez ise deprem odak noktasının yeryüzündeki izdüşümünün enlem ve boylam cinsinden koordinatıdır. Büyüklük (magnitüd) ise depremin ortaya çıkardığı toplam enerjiyi karakterize eden, aletsel ölçüm ve hesaplama sonucunda bulunan değerdir. Farklı sismik dalga verilerini ve belirli kriterleri kullanarak çeşitli deprem büyüklüğü hesaplama yöntem ve formülleri geliştirilmiştir. Dolayısıyla bazen aynı deprem için birkaç farklı büyüklük değeri hesaplanabilmektedir.

Depremler odak derinliklerine göre sığ depremler (0 – 60 km), orta derinlikte depremler (60 – 300) ve derin depremler (300 – 700) olmak üzere 3’e ayrılır. Ülkemizde meydana gelen depremlerin çok büyük bir kısmı sığ depremdir. Depremler büyüklüklerine göre ise çok büyük depremler (M ≥ 8), büyük depremler (7,0 ≤ M ≤ 8,0), orta büyüklükte depremler (5,0 ≤ M ≤ 7,0), küçük depremler (3,0 ≤ M ≤ 5,0), mikro depremler (1,0 ≤ M ≤ 3,0) ve küçük mikro depremler (M < 1,0) diye sınıflandırılır.

Toplumumuzda çok sık olarak büyüklükle karıştırılan şiddet ise, depremin insanlar, yapılar, çevre ve yeryüzü üzerindeki hasar etkilerinin gözlenmesi sonucu bulunan bir değerdir. İncelemeyi yapan kişinin deneyimine göre değişiklikler gösterebilir. Oysa büyüklük tamamen sismograf tarafından kaydedilen kayıtlar yardımıyla matematiksel olarak hesapla bulunur.

Görüldüğü gibi deprem aslında güneşin doğması, yağmurun yağması gibi doğa kaynaklı bir olaydır. Bunu afete dönüştüren bizler ve bizi yönetenlerin yanlış uygulamalarıdır.